İzmir’de 26 Eylül’de açılan Lumina: Renk ve Işık Sanatı, Centre Pompidou koleksiyonundan seçilen 83 eseri 14 Şubat 2027’ye kadar Lucien Arkas Sanat Merkezi’nde bir araya getiriyor. Anna Hiddleston ve Noémie Fillon’un küratörlüğündeki sergi, 20. yüzyılın başından 1970’lere uzanan yaklaşık yetmiş yıllık bir döneme tek bir soru üzerinden bakıyor: Renk ve ışık, resmin dünyayı tarif etmek için kullandığı araçlar olmaktan çıkıp ne zaman başlı başına sanatın konusu hâline geldi?
Renk, görünen şey olmaktan çıkınca
Lumina’nın ilginç tarafı yalnızca Georges Braque, Vassily Kandinsky, Joan Mitchell, Etel Adnan, Gerhard Richter, Bridget Riley, Jesús Rafael Soto ve Victor Vasarely gibi güçlü isimleri aynı çatı altında toplaması değil. Yedi tematik bölüm, bu isimleri kronolojik bir “modern sanatın büyükleri” geçidine dönüştürmek yerine görme biçimlerinin değişimi üzerinden birbirine bağlıyor.
Başlangıç noktalarından biri Fovistlerin Akdeniz ışığı ve renkle kurduğu ilişki. Buradan elektrikli aydınlatmanın 20. yüzyıl başında yarattığı yeni görsel kültüre, renk ile müzik arasındaki bağlara ve sinestezi araştırmalarına geçiliyor. Fotoğrafın ışığı yalnız kaydeden değil, onunla deney yapan bir araç hâline gelmesi de anlatının parçalarından biri. İlerleyen bölümlerde renk giderek nesneden bağımsızlaşıyor; Color Field resminde yüzeyi ele geçiriyor, Op Art’ta ise gözün ve zihnin nasıl çalıştığını doğrudan meselenin içine çekiyor.
83 eser neden aynı sergide?
Bu yapı, birbirinden oldukça farklı dönem ve yöntemleri “renkli işler” gibi gevşek bir ortak paydada toplamaktan daha fazlasını öneriyor. Kandinsky’de renk ile ses arasındaki düşünsel bağ, Berenice Abbott gibi fotoğrafçılarda ışığın deneysel imkânları, Joan Mitchell ve Kenneth Noland’da rengin resim yüzeyindeki özerkliği, Riley, Soto ve Vasarely’de ise algının kendisi farklı duraklara dönüşüyor. Böyle bakıldığında serginin konusu renk değil yalnızca; görmenin modern sanat boyunca nasıl yeniden tarif edildiği.
Arkas Sanat’ın sergiye paralel programı da bu okuma biçimini görünür kılıyor. Örneğin ekim ayındaki rehberli turlar sinestezi, elektrik ışığının modern kent ve sanat üzerindeki etkisi ve Op Art gibi ayrı başlıklara odaklanıyor. Bu, serginin tek seferde tüketilecek bir kronoloji yerine farklı giriş noktaları olan bir yapı olarak tasarlandığını gösteriyor.
İzlek neden seçti?
Lumina bizim için yalnızca Centre Pompidou’dan İzmir’e gelen büyük isimli bir seçki olduğu için dikkat çekmiyor. Daha önemli olan, bu serginin iki kurum arasında 2026–2031 dönemini kapsayan beş yıllık programın başlangıcı olması. Açıklanan plana göre Lucien Arkas Sanat Merkezi, beş tematik sezon boyunca Centre Pompidou koleksiyonundan hazırlanan toplam on sergiye ev sahipliği yapacak; yılda iki sergi İzmir’de gösterilecek.
Bu nedenle Lumina tek başına değerlendirilmesi gereken bir sergi olduğu kadar, önümüzdeki yıllarda İzmir’in uluslararası modern ve çağdaş sanat dolaşımındaki yerini etkileyebilecek daha uzun bir programın ilk işareti. İlk sezonun renk ve ışık çevresinde görsel sanatların yanında film, müzik ve performansa da açılacak olması, ortaklığın yalnız koleksiyondan eser taşıyan bir sergi dizisiyle sınırlı kalmayabileceğini düşündürüyor.
First Edition İzlek açısından asıl merak uyandıran nokta burada: tanıdık sanatçı isimlerinden oluşan bir seçki görmekten çok, aynı koleksiyonun farklı tematik okumalarla İzmir’de nasıl yeniden bağlamlandırılacağını takip etmek.
Ziyaret bilgisi
Lumina: Renk ve Işık Sanatı, 26 Eylül 2026–14 Şubat 2027 tarihleri arasında Lucien Arkas Sanat Merkezi’nde görülebilir. Merkez pazartesi hariç her gün 10.00–18.00 arasında açık. Serginin küratörlüğünü Centre Pompidou Uluslararası Projeler küratörleri Anna Hiddleston ve Noémie Fillon üstleniyor.
